
by Enes
“Hatırlamak bir lanettir.Unutmak ise hiçbir zaman tam olarak mümkün değildir.”— Emil Cioran Sibirya’nın uçsuz bucaksız beyazlığında, artık kimsenin adını anmadığı terk edilmiş bir yerleşim vardır: K-17. 1979 yılında yaşandığı söylenen belirsiz bir olaydan sonra kasaba boşaltılmış, zamanla haritalardan ve kolektif hafızadan silinmiştir. K-17, resmî kayıtlarda yalnızca bir dipnot gibi geçer; açıklaması yapılmayan, üzerinde durulmayan bir boşluk olarak kalmıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra, arşiv düzenleme göreviyle bölgeye gönderilen İlya Morozov, K-17’ye ait son belgeleri sınıflandırmak üzere kasabaya gelir. Ancak karla kaplı sokaklara adım attığı andan itibaren, çevrede açıklanması zor bir tuhaflık hissedilir. İnsanlar yaşamadıkları anıları hatırlamaya başlar.Unutulmuş çocukluk sahneleri, hiç öğrenilmemiş şarkılar ve kaynağı belirsiz suçluluk duyguları, zihinlere sızar. İlya da bundan kaçamaz.Kendi geçmişine ait olduğunu sandığı anıların, aslında ona ait olmayabileceğini fark eder. K-17’de kar yalnızca soğuk değildir.Kar, hatırlatır. Terk edilmiş beton apartmanlar, artık çalışmaması gereken hoparlörler ve geceleri fısıltılarla anılan bir varlık hakkında kasabada tek bir isim dolaşır:Beyaz Tanık. Beyaz Tanık zarar vermez.Yargılamaz.Yalnızca olanı gösterir. İlya, kasabanın yok edilmediğini; sadece hatırlanmasının yasaklandığını fark ettikçe, K-17 ile kendi geçmişi arasındaki bağ yavaş yavaş açığa çıkar.Ancak hatırlamak, hayatta kalmak anlamına gelmez.Bazı anılar, insan zihninin taşıyamayacağı kadar ağırdır. KAR, unutulmuş bir kasabanın değil; bastırılmış hatıraların, kimlik kırılmalarının ve insan zihninin karanlık boşluklarının hikâyesidir.Psikolojik korku ile kozmik belirsizlik arasında ilerleyen bu anlatı, tek bir sorunun etrafında döner: Gerçekle yüzleşmek mi daha korkunçtur,yoksa onu sonsuza dek unutmaya çalışmak mı?